Doğu’nun İrfan Güneşi: Melayê Cizîrî
Klasik Kürt edebiyatının en önemli temsilcilerinden biri olan Melayê Cizîrî (Molla Ahmed-i Cezirî), yalnızca bir şair değil; aynı zamanda derin bir mutasavvıf, filozof ve âlimdir. Şiirlerinde işlediği ilahi aşk, varlık felsefesi ve estetik dil, onu Doğu edebiyatının zirve isimlerinden biri haline getirmiştir. Cizre’nin manevi atmosferinde yetişen bu büyük düşünür, eserleriyle yüzyılları aşan bir etki bırakmıştır.
İşte “Aşkın Piri” olarak da anılan Melayê Cizîrî’nin hayatı ve eserleri hakkında bilmeniz gerekenler:
1. Kimdir? Hayatı ve Eğitimi
Asıl adı Ahmed b. Muhammed el-Boti el-Cizîrî olan şair, Botan aşiretine mensup olması nedeniyle “el-Boti”, Cizreli olması nedeniyle de “el-Cizîrî” nisbelerini kullanmıştır. Doğum ve ölüm tarihleri hakkında farklı görüşler bulunmakla birlikte, eserlerindeki ipuçları ve çağdaşı Feqiyê Teyran ile olan yazışmaları, onun 1567-1640 yılları arasında yaşadığını göstermektedir.
Eğitim hayatına babasının yönlendirmesiyle başlayan Cizîrî, dönemin önemli ilim merkezleri olan Diyarbakır, Hakkâri, İmadiye ve Hasankeyf medreselerinde tahsil görmüştür. İslami ilimlerin yanı sıra felsefe, mantık, astronomi ve fizik gibi fen ilimlerinde de derinleşmiştir. Hayatının en verimli dönemini Cizre’deki ünlü Medresa Sor (Kırmızı Medrese)’da geçirmiştir. Burada uzun yıllar müderrislik yapmış ve vefat ettiğinde bu medresenin güney tarafına defnedilmiştir.
2. Edebi Kişiliği: “Şirazi’ye Ne Hacet?”
Melayê Cizîrî, şiirlerini ağırlıklı olarak Kürtçe (Kurmanci) yazmakla birlikte Arapça, Farsça ve Osmanlı Türkçesine de hâkimdir. Şiirlerinde bu dillerin imkanlarını ustalıkla kullanarak zengin bir edebi dil oluşturmuştur.
O, kendine ve sanatına son derece güvenen bir şairdir. Kendisini Doğu’nun büyük şairi Hâfız-ı Şîrâzî ile kıyaslar ve şiirinin ondan geri kalmadığını şu iddialı beyitle dile getirir:
“Eğer nazımdan saçılmış incileri istiyorsan / Gel, Mela’nın şiirlerini gör, Şirazi’ye ne hacet”.
Cizîrî, şiirlerinde Mela (veya Mele), Ahmed ve Nişanî olmak üzere üç farklı mahlas kullanmıştır. “Nişanî” mahlasını, ilahi aşkın hedefi (nişangâhı) olduğunu belirtmek veya sevgilinin yüzündeki bene işaret etmek amacıyla kullanmıştır.
3. Tek ve Eşsiz Eseri: Divan
Melayê Cizîrî’nin günümüze ulaşan tek eseri Divan’ıdır. Bu eser, klasik Kürt edebiyatının başyapıtlarından biri kabul edilir. Divan’ın özellikleri şunlardır:
• Tasavvufi Derinlik: Eser, Vahdet-i Vücud (Varlığın Birliği) felsefesi üzerine kuruludur. Cizîrî’ye göre evrendeki her şey Allah’ın isim ve sıfatlarının bir yansımasıdır.
• Paradoksal Dil: Şair, hakikati anlatmak için zıtlıkları (varlık-yokluk, iman-küfür) birleştiren paradoksal bir dil kullanır. Ona göre mutlak hakikat karşısında bu zıtlıklar birleşir.
• Bilimsel Zenginlik: Divan sadece şiir değil; felsefe, astronomi, kelam ve fizik gibi ilimlere dair göndermeler içeren disiplinler arası bir metindir.
Eserin bilinen en eski el yazması nüshalarından biri 1844 tarihlidir ve günümüzde Berlin ile İstanbul gibi merkezlerde çeşitli baskıları yapılmıştır.
4. Aşkı ve Efsanesi
Melayê Cizîrî’nin şiirlerinin merkezinde “aşk” vardır. O, mecazi aşktan yola çıkarak ilahi aşka (Allah aşkına) ulaşmayı hedefler. Bölge halkı arasında onun aşkının büyüklüğünü anlatan çeşitli menkıbeler dilden dile dolaşır.
Bir rivayete göre; Mela, Divan’ını Kırmızı Medrese’nin karşısında, Dicle Nehri kenarındaki bir taşa yaslanarak yazarmış. Onun içindeki aşk ateşi o kadar kuvvetliymiş ki, yaslandığı taş bir kor gibi ısınırmış. Bunu fark eden Cizreli bir kadın, hamurunu tandır yerine Mela’nın aşkıyla ısınan bu taşa yapıştırıp pişirirmiş. Bu hikâye bilimsel bir veri olmasa da, onun şiirlerinin halk üzerindeki yakıcı etkisini göstermesi açısından manidardır.
Sonuç
Melayê Cizîrî; Feqiyê Teyran ve Ahmed-i Hani gibi isimleri etkilemiş, Kürt edebiyatının kurucu şahsiyetlerinden biri olmuştur. Medreselerde yüzyıllarca ders kitabı gibi okunan Divan’ı, hem edebi estetiği hem de içerdiği tasavvufi bilgelik ile bugün hala tazeliğini korumaktadır.
