Hemedan’ın Gizemli Dervişi: Baba Tahir-i Uryan’ın Hayatı ve Eserleri
İran edebiyatının ve tasavvuf dünyasının en gizemli figürlerinden biri olan Baba Tahir-i Uryan, 11. yüzyılda yaşamış büyük bir mutasavvıf, şair ve filozoftur. Yaşamına dair kesin bilgiler az olsa da, dilden dile dolaşan efsaneleri, yanık şiirleri ve “Üryan” (Çıplak) lakabıyla tanınan bu derviş, Ömer Hayyam ve Mevlânâ gibi büyük isimlerden önce bu toprakların irfan geleneğini şekillendirmiştir.
İşte Hemedan’dan yükselen bu yanık sesin hikâyesi.
İsmi ve Kökeni: Neden “Üryan”?
Kaynaklara göre Baba Tahir, 10. yüzyılın sonu ile 11. yüzyılın başlarında (tahminen 935-1010 yılları arasında) yaşamış ve Hemedan’da vefat etmiştir. Kendisi kaynaklarda “Lurî” ve “Hemedanî” nisbeleriyle anılır ve Kürt şair ve filozof olarak tanımlanır.
Ona verilen “Baba” unvanı, irfan geleneğinde mürşit, pir ve manevi rehber anlamına gelirken; “Üryan” lakabı ise onun dünya malından ve gösterişten tamamen soyunmuşluğunu simgeler. Söylencelere göre o, gerçekten de sade bir yaşam sürmüş, bazen yarı çıplak veya eski bir aba ile gezmiş, “Kalenderi” meşrep bir hayatı benimsemiştir.
Hayatı Hakkında Efsaneler
Baba Tahir’in hayatı, tarihi gerçeklerden ziyade kerametleri ve dervişlik kıssalarıyla örülüdür.
1. “Kürt Uyudum, Arap Uyandım” Bir rivayete göre Baba Tahir, ilim öğrenmek için Hemedan Medresesi’ne gider, ancak öğrenciler onunla alay ederek buzlu suda sabahlamasını söylerler. O geceyi havuzda geçiren Baba Tahir, sabah olduğunda ilahi bir nura kavuşur ve şu meşhur sözü söyler: “Kürt geceledim, Arap uyandım.” Bu söz, onun bir gecede ümmi bir halden, Arapça ve ilim bilen bir arife dönüştüğü şeklinde yorumlanır.
2. Sultan Tuğrul Bey ile Karşılaşması Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey Hemedan’a girdiğinde, Baba Tahir ve diğer şeyhleri bir tepe üzerinde görür. Sultan atından inip elini öptüğünde Baba Tahir ona, “Ey Türk! Allah’ın kulları ile ne yapacaksın?” diye sorar. Tuğrul Bey “Siz ne emrederseniz” deyince, Baba Tahir ona adaletli olmasını öğütler. Parmağındaki yıllanmış ibriğin kapağından yaptığı yüzüğü çıkarıp Sultan’a hediye eder. Rivayete göre Tuğrul Bey, girdiği her savaşta bu yüzüğü uğur getirsin diye parmağında taşımıştır.
Edebi Kişiliği ve Eserleri
Baba Tahir, İran edebiyatında rubai türünün ilk büyük ustalarından sayılır. Ünlü şair Ömer Hayyam’dan yaklaşık bir asır önce yaşamış ve Lurî/Gorani lehçesiyle yazdığı “Dubeytî” (ikilik/dörtlük) adı verilen şiirleriyle tanınmıştır. Onun şiirleri; aşk acısı, gurbet, yersiz yurtsuzluk ve Tanrı’yı doğada arama (Vahdet-i Vücud) temaları üzerine kuruludur.
Eserleri şunlardır:
• Dubeytî (Dîvân): En bilinen eseridir. Yanık bir lirizm içeren bu dörtlükler, zamanla halk arasında yayılmış ve bazı değişiklere uğramıştır.
• Kelimâtü’l-Kısâr (Kısa Sözler): Arapça yazdığı, ahlaki ve tasavvufi öğütler içeren vecizeler kitabıdır.
Şiirlerinden Seçmeler
Baba Tahir’in şiirleri, aşığın çektiği çileyi ve Tanrı aşkını doğa betimlemeleriyle birleştirir:
“Sahraya bakarsam sahrayı sen görüyorum Denize bakarsam denizi sen görüyorum Dağ, çöl nereye bakarsam bakayım Senin güzel endamının nişanını görüyorum”
“Gönlümün derdi kimseye söylenmez Çünkü taş gökten yere atılmaz Bana yârini terk et derler Yârim öyle birisidir ki terk edilmez”
“Eğer dil dilberse, mavi dilber kimdir? Eğer dilber dil ise, gönlün adı nedir? Ben gönül ve dilberi karışık görüyorum Bilmiyorum gönül kimdir ve dilber kimdir?”
Hemedan’da bir tepede bulunan türbesi, yüzyıllardır sevenleri tarafından ziyaret edilmeye devam etmektedir. O, “Ben o rindim ki adım Kalenderdir” diyerek tanımladığı hayatıyla, dünya malına tamah etmeyenlerin sesi olmuştur.
